Günlük hayatımızın önemli bir parçası haline gelen dijital dünya, üzerine kurgulandığı algoritmalar sayesinde tarihte görülmüş en güçlü dalkavuk deneyimini yaşatıyor olabilir bizlere. Görmek ya da duymak istemediğimiz gerçekler artık başka bir boyuta geçmiş ve onlara ulaşımımız neredeyse imkansız.
Geçmişte kimi liderlerin en büyük yanlışı etrafında sadece dalkavuklar bulunmasıydı. Etrafında yanlış yaptığını söyleyecek kimse kalmadığında kendilerini mutlak doğru zannetmeye başlıyorlardı. Hatta geçmişte bazı devlet adamları sadece kendisini eleştirmek üzere maaşlı çalışanları istihdam etmişti. Çünkü insanın hakikate ulaşabilmek için farklı seslere ihtiyacı olduğunun farkına varmışlardı.
Bugün de benzer bir süreci deneyimliyoruz ancak önemli bir fark var. Bugün sadece güçlü liderler değil, hepimiz düşünce dünyamızı şekillendiren çok güçlü dalkavuklarla yaşıyoruz. “Algoritmalar“.
Zihnimiz Çeşitlilikle Büyür, Algoritmalarla Küçülür
Algoritmalar, onlarla iletişime girdiğimiz ilk andan itibaren bizi tanımaya başlıyor ve hakkımızda öğrendiklerini kaydediyor. Ekrandaki en küçük hareketimizi bile takip ederek her saniye düşünce ve duygu dünyamızı yeniden değerlendiriyor ve “görmek istediklerimiz”, “bilmek istediklerimiz”, “duymak istediklerimiz” havuzundan bir tepsi sunuyor önümüze. Tepside beğenmediğimiz ne varsa hızlıca bunları ayıklayıp yenilerini sunmak onun en önemli görevi. Bütün bunları bizi daha uzun süre ekran başında tutmak için yapıyor. Ancak bu deneyim insan zihninde ciddi tahribatlara sebep oluyor.
İnsan zihni mucizevi bir tasarım. Her yeni bilgi, yeni deneyim yepyeni nöral ağlar demek. Ne kadar farklı deneyim ve bakış açısı eklersek zihnimiz o kadar daha kapsamlı çalışabiliyor. Beynimiz için çeşitlilik, farklı bakış açıları çok çok önemli. Bu sayede çok boyutlu düşünebiliyor, hakikate biraz daha yaklaşabiliyoruz. Ancak dijital çağın önümüze koyduğu bu algoritmalar nedeniyle herkes kendi dünyasına adeta hapsolmuş durumda. Ve ne yazık ki kimse bir düşünce hapishanesine düştüğünün farkında değil. Nasıl olsun ki zaten. Hangi dünya görüşüne sahip olduğumuzu bilen algoritma sadece bu düşünceyi güçlendiren veriler sunuyor önümüze.
Siyasi görüşlerimiz, hobilerimiz, inançlarımız ya da inançsızlıklarımız her an algoritmalar tarafından desteklenmekte. Bu da bizim farklı görüşlere ve fikirlere tarihte belki de hiç olmadığı kadar kapalı kalmamıza yol açıyor. Herkes kendi sanal mahallesinde yaşıyor, orada düşünüyor. Bu da ötekine olan tahammül sınırlarımızı gitgide sınırlıyor. Kendimizi en akla uygun zeminde değerlendiriyor, diğerlerini yanlış tarafta addediyoruz. Öyle ya gün boyu ne kadar haklı olduğumuza dair içeriklere maruz kalıyoruz.
Yapay Zeka ile Yeni Bir Risk: Bize Hız Kazandırırken Acaba Düşünce Dünyamızı Kısıtlıyor Olabilir Mi ?
Dijital dünya algoritmalarının yarattığı etkilerin henüz farkına bile varamamışken Yapay Zeka girdi hayatımıza. Artık fikirlerimizi doğrudan dijital ile paylaşabiliyor ve ondan yorum isteyebiliyoruz. Yapay Zeka da diğer algoritmalara benzer şekilde bizi memnun etmeyi önceliyor gibi görünüyor. Saçma ya da yetersiz fikirler bile yapay zeka tarafından olumlanabiliyor. Bu yüzden olsa gerek, internette eşsiz fikirler bulduğunu iddia eden insan sayısı her geçen gün artıyor.
Sıradan düşüncelerimiz olduğundan değerliymiş gibi görünüyor. Bu da insanı farkında bile olmadan “daha bilgili”, “daha değerli” olduğuna inandırıyor. Kibirlenmeye halihazırda oldukça yatkın olan insan nefsi, dijital bilincin güzellemeleri sayesinde hızlıca realiteden kopabiliyor.
Bu durumun görece olumlu tarafları da olabilir elbette. İyi ya da kötü tam olarak nelere sebep olacağını şimdiden kestirmek zor. Ancak bu yazıda özellikle dikkat çekmek istediğim konu insanın çok dar bir fikir alanına hapsolma ihtimali. “Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?” derken Kafka’da düşünce dünyamızın farklı bakış açılarına ne denli muhtaç olduğunu vurgulamıştı bir anlamda.
Peki ne yapmalı ?
Karamsar bir tablo çizdiğimin farkındayım. Toplumun genel davranışlarına bakınca durum bundan daha iyi de görünmüyor. Ancak her şeye rağmen bir şeyler yapabiliriz. Kendimizi bu durumdan kurtarabilirsek zamanla belki başkalarına da yardımcı olabiliriz. Aklıma gelen bir kaç öneriyi sizinle de paylaşmak istiyorum.
Farklı kaynaklara ulaş: Sadece algoritmanın sunduğu içeriklere bağlı kalmaktansa yeni denizlere yelken açabiliriz. Farklı hesaplara göz atabilir, farklı sitelerde dolaşabilir, hoşumuza gitmeyeceğini düşündüğümüz içeriklere kulak kabartabiliriz. Başkalarının nasıl düşündüğünü görmek kendi düşünce kalıplarımızı da kontrol etme imkanı sunar.
Kendi filtre balonunu kır: Bilinçli olarak farklı görüşlere kapı arala. Kendine çizdiğin sınırların dışına çıkmak ve oralarda neler olup bitiyor gözlemlemek filtre balonu denen tuzağın dışına çıkmak için son derece önemli.
Yapay zekâyı sorgula: Ondan sadece onay alacağın tarzda diyaloglarla zaman kaybetme. Çok daha derinlere inecek sohbetler geliştirmek için sıradışı sorular sor.
Çeşitliliği hayatına kat: Farklı insanlarla sohbet et, farklı kitaplar oku, farklı kültürleri tanı. Farklılıkların zenginlik olduğunu öğrendiğinde ufkun genişleyecek.
Düşünce dünyamızın genişliği, çeşitliliğiyle doğru orantılı. Algoritmalar ve yapay zekâ, bize hız kazandırırken aynı zamanda düşünce ufkumuzu daraltma riski taşıyor. Bu nedenle asıl sorumluluk bizde: farklı seslere, farklı fikirlere, farklı dünyalara gönüllü olarak kulak vermek.