Hiç düşündünüz mü, neden aynı olay iki kişide bambaşka duygular uyandırıyor? Birinin öfkelendiği yerde diğeri sakin kalabiliyor. Hayatta yaşadığımız olaylar aslında çıplak gerçeklerdir; ne iyi ne de kötü. Onları renklendiren, farklı farklı anlamlar yükleyen zihnimizin yaptığı yorumlara etki eden bilinçaltı kodlarımızdır. Mesela bir arkadaşınız sizi aramadığında aklınızdan neler geçiyor? Kimileri “beni önemsemiyor” diye düşünüp üzülür, kimisi “yoğun olabilir” diye anlayış gösterir, kimisi de “ben arayabilirim” diyerek harekete geçer. Olay aynı, fakat hissedilenler çok farklı.
Aslında burada “olay-yorum-duygu” zincirinden bahsediyoruz. Psikolojide temel kabul şudur:
- Olayın kendisi nötrdür.
- Zihnimizde yaşanan duruma yüklediğimiz anlam (yorum, inanç, düşünce, kısaca bilinçaltı kodlarımız) olayı şekillendirir.
- Bu anlam üzerinden de duygumuz ve davranışımız oluşur.
Bilinçaltı Kodlarımızı Neler Oluşturur.
İnsanın böyle durumlarda olumsuz yargılara kapılmasının birkaç temel psikolojik sebebi var:
1. Beynin Tehlike Algısı:
Evrimsel olarak düşündüğümüzde beynimizin olumsuzlukları fark etmeye daha yatkın olduğunu görüyoruz. Tehlikeyi görmezden gelenlerin soyu bugüne ulaşamadı. Bu nedenle bizler de “negatif olanı hızlıca fark etme” eğilimi oldukça güçlü. Karşımızdaki kişinin yüzündeki en ufak değişimleri bile algılamak, söylenen sözlerin olası anlamlarını irdelemek, ses tonu ile karşılıklı değerlendirmek ve olası en küçük riskleri bile hesaplamak üzere evrildik.
2. Geçmiş Deneyimlerin İzleri:
Zihnimiz karşılaştığımız olaylarda geçmiş deneyimlerimizle karşılaştırmalı analiz yaparak bizi güvende tutmaya çalışır. Geçmişte acı verici deneyimler yaşadıysak beynimiz benzer durumlara karşı çok daha hassas davranır. Daha önce reddedilmiş, ihmal edilmiş, dışlanmış hissetmişsen buna benzer bir olayda da otomatik olarak aynı duygulara geçiş yaparsın. Bunun nedeni yaşadığın olaydaki bazı detayların senin kendi zihninde kayıtlı değersizlik kodlarını çağırmasıdır.
3. Düşünce Alışkanlıkları / Bilişsel Çarpıtmalar:
Öğrendiğimiz düşünce kalıpları zamanla otomatikleşir. Bir şekilde benzer düşünce girdaplarına düşeriz ve inanın bunların içinden çıkmak çok da kolay olmayabilir. Bunun farkında olmak, en baştan o düşünce girdaplarına kapılmamak gerekiyor. “Arıyorum arıyorum açmıyor, kesin başına bir şey geldi” gibi felaket senaryoları, “Beni aramıyor, çünkü beni önemsemiyor” gibi olumsuz zihin okumalar ya da “anladım ki beni hiç sevmedi” benzeri ya hep ya hiç tarzı düşünceler bu girdaplardan bazıları
4. Benlik Algısı: Kendi İç Dünyamızın Aynası:
Üzerinde önemle durmak istediğim konulardan biri de bu. Yaşanan olay bizim kendimizle ilgili algımızı tetikleyebilir. “Sevilmeye değer değilim” inancı varsa → olay hemen o yöne çekilir. “Yeterince önemli değilim” düşüncesi varsa → yorum da bu eksende olur. Bir de bakmışsınız ki inancınıza uygun müthiş bir senaryo oluşmuş zihninizde. Daha önce görmezden geldiğiniz ufak tefek cümleler, hareketler de masaya yatırılmış ve zihninizdeki olumsuz inancı doğrulayan bir senaryo yaratmışsınız. “O da beni sevmedi, falanca da bu şekilde davranmıştı. Sonuç ortada, bu kadar olay rastgele yaşanıyor olamaz. Kimse beni sevmiyor çünkü ben sevilmeye layık biri değilim” senaryosunu haklı çıkaracak tüm argümanlar bilinçaltı dehlizlerinden bulunur ve çıkarılıp önünüze serilir.
Ancak net şekilde vurgulamakta yarar var. Olay her ne olursa olsun, düşüncelerinizin kaynağı çok daha derinlerde bir yerde. Biri sizi gerçekten sevmemiş olabilir. Fakat sizi tetikleyen şey onun sizi sevmemesi değildir çoğu zaman. Geçmişte bir yerlerde, sizi sevmesini beklediğiniz birinden, istediğiniz sevgiyi alamamış olmanız çok daha olası bir sebep olabilir. İlginç olan şu ki bu inançlar bilinçdışı alanda çalışarak sizi sabote edebilir. “Ben sevilmeye layık değilim” şeklinde bir inanç taşıyorsanız, farkında olmadan gerçekten kimsenin sizi sevmemesi için gerekli şartları oluşturabilir ve bunun farkında bile olmayabilirsiniz. Buna bir örnekle değineceğim.
Bir Annenin Öyküsü
Öğrencilerimden birinin annesi davetim üzerine görüşmeye gelmişti. Oğlunun yeterince ders çalışmadığını ifade ederek başlamıştı konuşmasına. Ancak bir süre sonra oğlunun aslında hiç bir işi kendi başına yapmadığından, diğer iki oğlunun da benzer davranışlar sergilediğinden yakınmaya başladı. Evde birçok konuyla kendisinin ilgilendiğini, enerjisinin tükendiğini ifade etti. Eşinin de ev ile ilgili konularda kendisini yalnız bıraktığını, hem üç çocuğunun ihtiyaçları hem de evin işleri ile uğraşmaktan yorulduğundan dert yanar bir haldeydi. Hikaye günlük hayatta çok sık karşılaştığımız bir örnek ki siz de benzer durumlara tanık olmuşsunuzdur.
O gün kadıncağız için üzülmüş, keşke çocuklarını ve eşini bu durum hakkında uyarabilsem diye düşünmüştüm. Ancak sonraları yaptığım çalışmalarla öğrendim ki kadın yaşadığı sürecin mağduru değildi. Mağdur olduğu bir şey varsa o da eşi ve çocukları ile ilgili bir durum değildi. Özetle ifade edersem bu hikayedeki “Anne” aslında büyük bir “değersizlik/yetersizlik” inancı taşıyordu. Belki sevilmek için hep bir şeyler yapması gerekmişti, bunu bilmiyoruz.
Şimdi ise bu inancı aşabilmek, sevilmeye layık olmak için sürekli olarak birilerinin yardımına koşması gerekiyordu. Her zaman kendinden ödün vermek, kendi ihtiyaçlarını başkaları için ertelemek ve bu sayede takdir edilmek, onaylanmak istiyordu. Yaşadığı bu durumdan yakınmaları ise yaptıklarını birilerine göstermek, “Bakın ben bu aile için ne kadar önemliyim” düşüncesini ifade etmek ve bu sayede takdir edilmek çabasının tezahürü olarak okunabilirdi.
Anne kendi iç dünyasında yaşadığı duyguları kendi kurduğu aile içerisinde tatmin edecek bir sistem inşa etmişti. Hatta belki de farkında olmadan çocuklarını ve eşini kendisine bağımlı hale getirmişti. Ancak bu “anne” kendi kök inançlarını değiştirmediği müddetçe hiç bir zaman tam olarak mutlu olamayabilir. Aslında her birimizin kendi çocukluğundan edindiği böyle yanlış inançları olabilir. Bunların farkına varamadığımız sürece de bu hikayede olduğu gibi kendi kendimizi ve hatta çevremizdekileri sabote etmeye devam edebiliriz.
Bilinçaltını Yeniden Kodlamak
Dünyaya geldiğimiz andan itibaren tüm deneyimlerimiz bilinçaltı kodlarımızı şekillendirir. İstemediğimiz şekilde üzücü deneyimler yaşamış ve bu nedenle olumsuz kodlar yazmış olabiliriz. İyi haber şu ki hayatta olduğumuz ve düşünebildiğimiz sürece bu bilinçaltı kodları tekrar tekrar yazılabilir. Geçmişte mağdur olmuş olabiliriz. O zaman küçük bir çocuktuk ve başımıza gelenleri kontrol etme imkanımız yoktu. Şimdi büyüdük ve güçlendik. Artık o küçük çocuğa hak ettiği şefkati, sevgiyi, değeri biz verebiliriz. Bu sayede hem hayata hem de kendimize olan bakışımız değişir. Artık başımıza gelenlerin mağduru olmak yerine hayatımızın direksiyonuna kendimiz geçebiliriz.